Qpi20bF. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Yoğun Bakımlar Koordinatörü Dr. Kadir Doğruer; yoğun bakımla ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor. Derin komadaki hasta konuşulanları duyabilir mi?Derin komadaki birinin hiçbir şeyi fark etmediği fikri doğru değil. Derin komadaki biri kesinlikle birçok şeyi algılar. Onların yanında kötü şeyler konuşmamalıyız. Onların uyanmasını sağlayacak destekler vermeliyiz. Onlarla güzellikleri, heyecanları, umutları ve beklentileri hastayı istemediği durumlara rastlıyor musunuz?Hastayı sevmiyorsanız, ondan korkuyorsanız, “Ona nasıl bakarım?” diyorsanız iyileşmesi ya da kaliteli iyileşmesi çok zor. Çünkü hasta dönmeyecektir, küskün kalacaktır. Bazen yaşlı diye hastayı istemiyorlar. Hatta şok olmuştum ama bir anne-babanın sorunlu’ diye kızını istemediğini bile gördüm. Bu dramların ortasında kalmak çok büyük bir saatlerinde bazı yakınların, yatan hastalarına sanki ölmüşler gibi ağıtlar yakması da var. Burada kültür birikimleri devreye giriyor. Geleneksel kültürümüz buna zaten meyilli ve eğitimimiz de eksik. O nedenle tepkilerimizi ifade edebilecek bir yol bulamadığımızda ağlamak, bağırmak ve ağıt yakmak noktasına hasta da küsecek ve “Gitmeliyim ki, rahat etsinler” diye düşünecek.“GEREKSiZ YERE UMUT VERiLMEMELi”Yoğun bakım hekimleri hasta yakınlarına net şeyler söylemekten genellikle kaçınır. Çünkü biz matematiksel bir iş yapmıyoruz. Şu an söylediğimiz bir şey az sonra farklı bir kulvara girebilir. Yuvarlak konuşmayı tercih ederiz. Yoğun bakımda olan hasta, hayatı tehlikede olan hastadır. Ölümle cebelleşen hastanın yakınlarına, “Hastanız çok iyi, hayati tehlikesi yok” dersem, gerçek olmayan bir umut vermiş olurum ki, bu da etik açıdan çok yanlış.“ZiYARET SAATLERiNE UYULMALI”Hasta yakınlarını belli gün ve saatlerde yoğun bakımlara almak zorundayız. Gönlümden geçen çok daha uzun süre yanlarında kalabilmeleri. Ancak bu çok fazla personelin çalışmasını gerektiriyor. Her giriş çıkış, büyük zaman durumda başka bir kadronun ortaya çıkması gerekiyor. Psikologlar, psikoterapistler, sosyal iletişimciler gibi. Bu da çok mümkün olmadığı için hastaların ziyaretçilerle görüşmesi kısıtlı.“ENFEKSiYON KÂBUSU”Yoğun bakım enfeksiyonu, ülkemizde ve bütün dünyada yaygın bir sorun. Şu anda yoğun bakım hekimlerinin en çok savaştığı konuların başında geliyor. Yoğun bakımda yatan hastanın mevcut durumu, bağışıklık sistemini baskılar. Yoğun bakımlar, her türlü enfeksiyonun gelişmesine yatkın ortamlar. Bu ortamda yakalanılan enfeksiyonlar, şiddetli hatta ölümcül olur. Tedavileri de çok zordur.“GEREKSiZ ANTiBiYOTiK KULLANIMI iŞiMiZi ZORLAŞTIRIYOR”Bilinçsiz antibiyotik kullananlar, yoğun bakım esnasında daha çok enfeksiyonla karşılaşır. Çünkü enfeksiyonlar artık antibiyotiklerin çoğunu tanır, onlara karşı antrenmanlıdır. Elimizdeki silahlar azalmıştır. O yüzden antibiyotik kullanırken dikkatli olun.
gorebileceginiz en agir yarali, hasta kisilerin tedavisinin yapildigi bolum. genelde solunum makinesine bagli hastalar filan burda olur. geceligi cogu hastanede 1 milyar civaridir. doktorlarin biz burda azrailin isini engelleriz, gideni yari yoldan dondururuz dedigi yer. devlet hastanesinde 70 ila 120 arasıözel hastanelerde; bakırkoy incirlide milyar civarıvatan istanbulda 2 milyar civarıflorance n. de ila civarı çapa'nın bkz norosirurjibölümünün yoğun bakım ünitesine iyileşmesi için yatırılan hastalar burada yatan diğer hastalardan enfeksiyon kaparlar. hiçbir steril kuralına uyulmaz. neticede hastanızı kaybedersiniz ve doktorlara neden diye sorduğunuzda "bilmiyoruz" diye bir cevap alırsınız. bkz mrsa insanların, özellikle de hasta yakınlarının işin ciddiyetini bir türlü kavrayamadıkları ünite. yoğun bakımda yatan hasta için ziyarete gelenlerin %90'ı ilk 2 dakika içinde o beklenen "görebilir miyiz? bir görseydik?" sorusunu yöneltiyorlar. sevilen bir insanın hayatının tehlikede olması demek, yakınlarının hastane dönemi boyunce ölümlerden ölüm beğenmesi demektir ve dışarıdakiler kendilerini çaresiz hissederler. sanki yoğun bakıma girip hastayı gördükleri zaman her şey yoluna girecekmiş gibi gelir, sanki içeride tıbbi olarak bir şey yapılmıyor da, hasta çaresiz bir şekilde yatıyor gibi hisseder insan. o kargaşa içinde bunları hissetmek gayet doğal fakat kimse olaya öbür yönünden bakmak istemez*. tutalım ki yoğun bakım ünitesinde 10 tane yatak var, her hastaya iki kişi girse ziyaret için; eder 20 kişi. bu steril olmayan 20 kişide türlü türlü aktif/inaktif mikrop var; tek bir kişinin hapşırması bile oradaki hastalar için tehlike oluşturuyor. peki allah muhafaza içerideki hastalardan biri içeri gelen ziyaretçilerden enfeksiyon kaparsa ne olacak? yakinen yaşadığım bir olaydan yola çıkarak cevap veriyorum; zaten yaşam mücadelesi veren vücut daha da zayıflayacak, belki vücutta aktif olmayan virüsler aktif hale gelecek ve belki de hasta hayatını kaybedecek.. aynı dakikalar içerisinde ise yoğun bakımdaki hastasını görmüş olmanın mutluluk ve kendini tatmin etmenin rahatlığıyla o hapşıran vatandaş hayatına devam ediyor olacak.. insanı fazlasıyla etkiler. bırakın hasta olarak orada bulunmayı, hasta yakını olarak bulunsanız da kendinizi sorgulama ihtiyacı hissediyorsunuz. burada yatan hastalar öncelikli, ağır durumda bulunanlar ya da ameliyat olmuşlardan ibaret olduğu için, insan kendi sağlığının ne durumda olduğunu düşünmeden karede inleyen, sızlayan ve bir sürü bilmediğiniz aygıtlarca kontrol altında tutulan onlarca kişiyi bir arada görmek hiç kolay değil. bir insanın düşmek isteyebileceği en son yerlerden birisidir. diğeri ise ameliyat masasıdır. hastane psikolojisi çok zor olduğu için, bu psikolojiye kendinizi hazırlamanız ve altından kalkmanız biraz dayanıklılık istiyor. özellikle, yoğun bakım hemşirelerinin işleri oldukça zor, sabır ve bilgi gerektiren bir meslek. hasta kişi ruhsal yönden çöküntü geçirebileceği için iyi birer terapist hatta arkadaş gibi olmalılar. keza doktorlar içinde aynı şeyler geçerli. burada hasta olarak yatmak, insana büyük bir tecrübe oluyor. çünkü yaşamla ölüm arasındaki ince çizgilerin bulunduğu yerdir. ''görmüştüm seni bir kaç saat önce bekleme odasının camından. tahmin ettigimden daha kötü degildin. biraz uzak, biraz soguk... hatta içine kapanık bile denebilirdir senin için. konuşmaktan çok susmayı, dinlemeyi sevdigin söylenebilirdi. gözlerini hayata kaldıgı yerden devam etmek üzre acan misafirine ve tenine çizilmiş dikine kısa çubukların verdigi acılarının getirilerine oldukca naziktin, yardımcıydın. ah dese, bir ah senden çıkar, yankılanırdın. bünyende çalışanlara duyurmak için konugunun sesini, elinden geleni yapar, ardına bir nefes alışta bile kımıldayan vücudu şımaranlar listesine alır, eyvah ögretmene söylüycem nidalarınla etraftakileri uyarırdın. gündüz aydınlık, gece karanlıktan az aydınlık ve gündüze nispeten daha sessiz ve görülenlere anlam verilecek çok şeylerin oldugundan, bir uyanık bir uyur halde olanların meraklı bakışlarına alışkındın. onlar izlerken ve seni keşfederken, sen içinden ve meyva suyu ikramın yoktu belki ama pamukla su servisin fiks menündü.''saatler mi durmuş yoksa zaman mı'' anlarımın kalmadıgımdan degil ama bir daha gelmek- görüşmek yine karşılaştık...olmadı, yine karşılaşıcaz... yine sırlarımız olacak.''yogun bakım;hastaya bakımın yogun olarak yapıldıgı yerdir. annenin işi çıktıgında, evine bırakılan güvenilir bi komşu teyze şevkatindedir. uyuyabilesiniz diye sizi ayaklarında bile sallar. sallar da ninnisiz ne kadar uyumaya alışıksanız o kadar... hala umudun olduğu yerdir. dışarıdan bakıldığında yaşamdan farklı bir atmosferi olan tanımlanamayan bir ara geçiş bölgesidir sanki. ölen bir hasta için 50 dakika uğraşılıp hayata döndürüldüğü yerdir* ya da daha uzun yıllar yaşayabilecek bir insanı saatler içinde öldürebilecek bir yer. kaderin belirlenebildiği, belki de değiştirilebildiği yerdir. çalışanları içinse bir iştir sadece, stresli, zorlu bir iş. birinin hayatını kurtarmanın onlar için ne ifade ettiğini anlayamadığım, keşfedemediğim, sıradan, önemsiz bir olaymış gibi bahsedildiğini duyduğum, ama belki de içlerinde fırtınaların olabileceğini öngördüğüm, iç dünyalarının da bir ara geçiş bölgesine ait olduğunu düşündüğüm insanların çalıştığı bir birim. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
hiçbirşey eğer prostat gibi birşey oluyorsan şarjör dolu girme doktora fişekleme ihtimali var... Hiçbişey, apandist ameliyatında narkoz yedim. Uyumaktan farkı yok. Hatta doktor gelmiş bana ayağını oynat demiş, oynatmışım, birazdan uyanır demiş. Ama hiç hatırlamıyordum. 2 aya yakın yoğun bakımda uyutuldum ve rüyamıydı gerçekmiydi bilemiyorum ama çok ürpertici şeyler düşününce içim bir tuhaf oluyor. Ee ikiniz farklı konuşuyonuz Onunki yoğun bakım, benimki kısa süreli bir morfin etkisi. MiC ne gibi şeyler? quoteOrijinalden alıntı caneker Onunki yoğun bakım, benimki kısa süreli bir morfin etkisi. MiC ne gibi şeyler? Valla çok şey gördüm ama en net hatırladığım kendi bedenime yukarıdan baktığımdı. quoteOrijinalden alıntı MiC quoteOrijinalden alıntı caneker Onunki yoğun bakım, benimki kısa süreli bir morfin etkisi. MiC ne gibi şeyler? Valla çok şey gördüm ama en net hatırladığım kendi bedenime yukarıdan baktığımdı. Bitane filmde vardı öyle Banada narkoz vermişlerdi uyumaktan farkı yok adam narkozu verdi doktor dedi bana senindemi dövmen var dedi bak benimde var dedi açtı tribal gösterdi gerisini hatırlamıyorum sonra hastane odasında uyandım quoteOrijinalden alıntı Kei$er$oZe quoteOrijinalden alıntı MiC quoteOrijinalden alıntı caneker Onunki yoğun bakım, benimki kısa süreli bir morfin etkisi. MiC ne gibi şeyler? Valla çok şey gördüm ama en net hatırladığım kendi bedenime yukarıdan baktığımdı. E, ona astral seyehat deniyor. Daha önce de benzer şeyleri yaşayanlar olduğunu duymuştum, ama sen biraz atıyomusun mu ne? Sayfaya Git Sayfa
Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin, yeni tip Koronavirüs salgında yoğun bakımdaki hastaların sayısındaki artışa dikkat çekti. 5 Ağustos 2020 0744 / Medya Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin, ”Türkiye yoğun bakımdaki hasta sayısında neredeyse üç ay geriye gitmiş bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu. Sağlık Bakanlığı’nın veri akışında yoğun bakımdaki hastalara değinmediğini hatırlatan Ergin, “Yoğun bakımdaki hasta sayısı neden açıklanmıyor?” diye sordu. Ergin,“Temmuz ayının ikinci haftasından sonra yoğun bakımdaki hasta sayısı ile yeni vakaları gösteren eğriler arasındaki makasın giderek açılmaya başladığını görüyoruz. Yoğun bakımdaki hastaların toplamı 28 Temmuz’da son zamanların en yüksek sayısı olan çıkmıştır. 28 Temmuz, aynı zamanda yoğun bakımdaki hasta sayısının –entübe edilenlerle birlikte- en son açıklandığı tarihtir. Bu noktada konuya karşılaştırmalı bir şekilde bakabilmek için bir saptama yapalım. Yoğun bakımdaki hasta sayısının çıktığı 28 Temmuz’un düzeyine en yakın rakamın kaydedildiği tarih hasta ile 6 Mayıs’tı. Bu açıdan baktığımızda, Türkiye yoğun bakımdaki hasta sayısında neredeyse üç ay geriye gitmiş bulunuyor” ifadesini kullandı. Ergin, "Hangi gerekçeyle düşünülmüş olursa olsun, daha önce paylaşılan verilerin birden kamuoyunun bilgi alanından çekilmesi ciddi bir tartışma yaratmış bulunuyor. Toplum sağlığını hayati bir şekilde ilgilendiren bir konuda bu ölçüde majör ve ani bir değişikliğe gidilmesinin kamuoyunda, meslek kuruluşlarında sorulara yol açması kaçınılmazdır. Farklı bir yönteme ihtiyaç duyulduğu takdirde, esas alınacak yeni göstergeler pekâlâ önceki göstergelerle birlikte paylaşılabilirdi." düşüncesini dile getirdi. Ergin, "Yapılan değişikliğin önemli bir sakıncası, yaklaşık dört aydır hastalığın seyrinin izlendiği temel bir kategoriye ilişkin verilerin birden kaybolmasının kamuoyunu hastalığın seyrinin bir bütünlük içinde değerlendirme imkânından yoksun bırakacak olmasıdır. Böyle bir ihtiyaç varsa bu baştan düşünülmeliydi. Ayrıca, bu değişikliğin yoğun bakım hastalarındaki artışın sürdüğü bir sırada yapılması insanların kaşlarının kalkmasına yol açmıştır. COVID-19 ile mücadelede başarının temel unsurlardan biri güven meselesidir. Sağlık Bakanlığı, bu tartışmaları önlemek açısından yoğun bakıma ilişkin verileri hiç olmazsa internet sitesine koyduğu günlük raporlar içinde pekâlâ paylaşabilir. Buna engel bir durum olmaması gerekir." görüşünü savundu.
Hasta artık daha yoğun, daha steril bir bakıma ihtiyaç duyduğunda ve hayatını tehdit eden bir risk oluştuğunda doktorun kararıyla yoğun bakıma alınıyor. Hastanın yoğun bakımda kalma süresi hastalığın türüne, hastanın tedaviye cevap verme sürecine göre değişiyor. Yoğun bakım üniteleri hastanelerin en merak edilen, herkesin kendi ya da yakınlarının tecrübeleriyle tanımladığı özel alanlardır. Peki, gerçekte yoğun bakım ne demek? Acıbadem Ankara Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özcan Erdemli, yoğun bakımı servisleri ile ilgili şu bilgileri paylaştı “Yoğun bakımı hastanın bir veya birden fazla organının fonksiyonlarının geçici olarak bozulması ve / veya yetersizliği nedeni ile vücut fonksiyonlarının aksaması sonrasında, uygulanan tanı ve tedavi süreci ve bu süreçteki tüm faaliyetlerin genel adı olarak tanımlıyor. Bu süreç; organların fonksiyonlarının yetersiz olmasına yol açan esas neden ortadan kalkıncaya kadar veya ömür boyu bu fonksiyonların desteklenmesi şeklinde devam edebiliyor. Bu süreçte bilimsel ve etik kurallara uygun olmalıdır. Yoğun bakım süreçleri nerelerde uygulanır? Adından da anlaşılacağı gibi “Yoğun Bakım Üniteleri”nde uygulanır. Bu faaliyetler hastane içinde konuşlandırılmış özel donanımlı, kendine özgü işleyiş ve kuralları olan ünite veya branşlaşmış yerlerdir. Bu üniteler; modern tıbbın sağladığı her türlü cihaz ve teknolojiyi kullanan, yoğun bakıma yönelik bilgi ve becerileri olan hekim ve hemşirelerin multidisipliner anlayışla ekip ruhu ile çalıştıkları bölümlerdir. “Hayatı tehdit etmek” ne demektir? “Hayatı tehdit eden” denildiğinde, müdahale edilmediği durumlarda yaşamın yitirileceği ciddi hastalıklar veya durumlar akla gelir. Böyle bir durumda; başlangıçta bir veya birçok organ ve doku, sonrasında da tüm vücut etkilenir. Her türlü girişim ve imkana rağmen yine de hasta yaşamını yitirebilir. Örneğin; trafik kazalarındaki ciddi baş, göğüs, büyük kemik kırıkları gibi yaygın vücut travmaları acil müdahale edilmediği zaman yaşamın yitirileceği durumlardır ve “Acil Hal” kapsamına girerler. Yenidoğan yoğun bakımı nasıl olmalı? Ama yoğun bakımlardaki hayatı tehdit eden durumlara örnek vermek istersek; ateroskleroz atardamarların sertleşmesi hastalığına bağlı ani gelişen kalp krizi miyokard enfarktüsü yaşamı tehdit eden bir durumdur. Diğer yandan kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan kişinin pnömoni zatürre olması sonucunda aniden gelişen solunum sıkıntısını akut solunum yetmezliği ve dolayısıyla diğer organlarında ciddi etkilendiği durumları da başka bir örnek olarak düşünebiliriz. Yoğun Bakım Üniteleri Hangi Özellikleri Taşımalı? Yoğun bakım üniteleri bilgi ve becerinin ileri teknoloji ile buluştuğu yerlerdir. Odalar her hasta için ayrı düzenlenmiş ısı ve havalandırma sistemi ve diyaliz gibi uygulamalara imkân sağlayan “kabin” anlayışı ile düzenlenmeli. İzolasyon kabininde negatif basınç mevcut ve bağımsız aspirasyon sisteminin olması yoğun bakım ünitesinde enfeksiyon kontrolü açısından önem taşıyor. Her yatak başında yapay solunum cihazı ve her türlü takibe uygun monitörler, ani gelişen organ yetmezlikleri için kullanıma hazır yaşamı destekleyecek diyaliz gibi cihazlar bulunmalı. Laboratuvar ve görüntüleme cihazları bilgisayarlı tomogrofiFlash CT, manyetik rezonans görüntüleme MRI, yatak başında ultrasonografi, bronkoskopi, transtorasik-transözofageal ekokardiyografi vb. hizmetlerinin 24 saat süreyle yetkin bir kadro ile hizmet verilebiliyor olmalı. Yoğun bakımda kimler çalışır? Yoğun bakım çok yönlü ekip çalışması gerektiriyor. Yoğun bakımın özelliğine göre Anestezi ve Reanimasyon uzmanlarının yanısıra Sağlık Bakanlığı’nca Yoğun Bakım Uzmanı olarak tanımlanmış kişiler ve yoğun bakımın özelliğine göre ilgili branşın hekimleri çalışıyor. Yine yoğun bakım ünitelerinde konularında uzmanlaşmış deneyimli hemşireler ve yardımcı sağlık personeli görev yapıyor. Prematüre bebek bakımı nasıl olmalı? Hekimlerle beraber hastaların “en iyisi bir veya iki hastaya bir hemşire ya da maksimum üç hastaya bir hemşire” düzeninde deneyimli yoğun bakım hemşireleri tarafından takip ve bakımları yapılması önem taşıyor. Gerekli durumlarda diğer alanların uzman hekimlerinden de her an destek alınabiliyor olunmalı. Kaç çeşit yoğun bakım bölümü vardır? Yoğun Bakımlar konsept olarak “Genel Yoğun Bakım” adı altında “erişkin” ve “pediatrik” yoğun bakımlar olarak sınıflanır. Bu genel başlık altında özelliklerine göre Cerrahi Yoğun Bakım, Dahili Yoğun Bakım, Yenidoğan Yoğun Bakım, Pediatrik Yoğun Bakım, Kardiyoloji Yoğun Bakım, Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım, Nöroloji Yoğun Bakım ve Beyin Cerrahisi Yoğun Bakım gibi hizmet alanlarına göre de ayrım yapılabilir. Kimler yoğun bakımda yatar? Genel yoğun bakım ünitelerine sıklıkla şu hastalar kabul ediliyor Kardiyopulmoner resesütasyon sonrası ileri yaşam desteği gereken hastalar, Ani hipotansiyon ve hipoksi gelişen hastalar, Büyük ameliyat sonrası yakın takip gerektiren hastalar, Beyin kanaması geçiren hastalar, Ani felç geçiren hastalar, Ciddi solunum yetmezliği olan hastalar, Kalp yetmezliği ve kalp krizi geçiren hastalar, Ciddi infeksiyonu olan hastalar, Vital fonksiyonları bozan ya da bozması beklenen zehirlenmeler, Genel vücut travması kafa, göğüs, karın ve extremite travmaları gibi geçiren hastalar, Sinir sistemi hastalığı olan hastalar Myastenia Gravis, Guillian Barre gibi, Bir veya daha fazla organ yetmezliği olan hastalar ani böbrek yetmezliği gelişen ve diyaliz ihtiyacı olan hastalar gibi… sayılabilir. Teknolojiyi yakın takip Yoğun bakım süreci statik değil dinamik bir süreçtir. Hastaya ait bulguların yakın monetizasyonu yanı sıra bilimsel gelişmelerin ve teknolojinin yakından takibi gerekir. Bilgi İşlem Bilişim parametreleri kullanılarak etkin ve yetkin tanı ve tedavi için süreç yakından takip edilmeli, yeniliklere tıbbi uygulamalarda yer verilmeli, enfeksiyon prevelans ve surveyans çalışmaları özenle takip edilmeli, kalite kontrol ve skorlama sistemleri uygulanmalıdır. Kısaca yoğun bakımlar bilimin, teknolojinin ve tüm sağlık çalışanlarına ait özverinin uyum içerisinde sahne aldığı platformlardır.
yoğun bakımdaki hasta neden şişer