Netuhaf şey büyümek demek ki biraz da bu demek büyümek; hayat telaşının içinde kaybolmak. Büyüdükçe öğrendim ağrılarımı söylememeyi. Şimdi ne lazım bir bakalım; biraz hüzün, içe batan sancılar, hafif bir sızı, bir de inceden kırık bir kalp.
Hayatta inkar edilemez bir şey vardır ki o da bir gün yetişkin olmanız gerekir. Aslında bu bir süreçtir ama bir anda fark edersiniz. Mesela ben yetişkin olduğumu renklileri ve beyazları
içimdebir sıkıntı var (イディオム, トルコ語) — 2 回翻訳した (イタリア語, フランス語.) Deutsch English Español Français Hungarian Italiano Nederlands Polski Português (Brasil) Română Svenska Türkçe Ελληνικά Български Русский Српски العربية فارسی 日本語 한국어
İçimde ona ait bir şeyler var ne olduğunu henüz bilemediğim. Varlığında kalbim ısınıyor, Yokluğunda ise kimseyle konuşmak istemiyorum. Onun yokluğu derin derin düşünmeme sebep olurken,etrafımdaki kalabalıktan kaçıyordum. Açıkçası yokluğunu bile seviyordum,çünkü ondan ibaretti. İçimde olanlar geçici hisler miydi?
Zaten dünden beri birini o göle sokmayı isteyen Emrah ne yaptı etti hepimizi bir iddiaya tutuşturdu. İddiaya giren kişi de Burçin oldu. İddia konusu göldeki bir kayalığa kadar yüzüp, oraya çıktıktan sonra "Ölürüm Türkiye’m" şarkısını söyleyip geri gelmekti. Şarkıyı söylerken Türk bayrağı açma zorunluluğu vardı.
WD5yk7. Mengi, günümüz Türkiye'sinde oyunculuğu icra edebilmenin bile tek başına politik bir eylem olduğunu düşünüyor. İnandığı gibi yaşıyor, öyle hareket ediyor. Bunu "ilkelerim" deyip romantikleştirmiyor da, çünkü Mengi'nin pusulası hep vicdanı. Sezgi Mengi'nin oyunculuk serüveni okulu kırmasıyla başlıyor. Çünkü eğitim sisteminin çocukları tek düzeleştirdiğini düşünüyor. Tek bir şey olmaktansa her şey olmak istemesi de bundan. Elbette disiplinden kaçarken kendini disiplinler arası bir kulvar da bulması da onun şansı! Sezgi Mengi oynamaya doyamadığı için başka alanlarla ilgilenemediğini söylüyor. Ama iler bir tiyatro rejisi yapma fikrinin heyecanını taşıyor. Oyunculuğun bir ilüzyon olduğuna inanıyor, o yüzden nasıl yapıldığına dair fazla konuşmak istemiyor. Bunu bir sihirbazın numaralarını seyirciye anlatmaması gibi görüyor. İşte Sezgi Mengi'nin dünyası...-Oyunculuk serüvenin okulu kırmakla başlamış. Neydi okulda bulamadığınız, neydi sizi tiyatro sahnesine, oyunculuğa çeken? Okul özellikle orta öğretim gencecik çocukların sistem tarafından bir kalıba sokulduğu, tek düzeleştirildiği bir sistem. Bense o dönemlerde tek bir şey olmaktansa her şey olmak istiyordum. Beni tek düzeleştiren sistemden kaçarken tiyatroyla tanıştım. Birgün Topağcı'nda yürürken Ayla Algan'ın oyunculuk okulunun tabelasını gördüm ve içeri girdim. O gün hayatımın dönüm noktasıydı, okulu kırıp kırıp Ayla hoca'nın derslerine katılıyordum, Şehir Tiyatroları'nda gizli gizli sahne arkalarında provaları izliyordum. Ergenlik dönemim böyle geçti. Disiplinden kaçarken disiplinler arası bir mecrada buldum kendimi! Sonrasında Şahika Tekand'ın eğitmenliğinde Studio Oyuncuları'nda dört oyunculuk eğitimi aldım. Üniversitede sanat yönetimi okudum. Studio ve üniversite birlikte gitti. Çift anadal yapmış gibiydim. Şahika Tekand tam da bu bahsettiğim meseleler üzerinden oluşturmuş bir müfredatı vardı. O anlamda kendimi en mutlu hissettiğim yerdi Studio. Oyunculuğu entelektüel bir mesele olarak ele alan bir kurumdur, o yüzden orada büyüdüm diyebilirim. -Oyunculuk nasıl bir uğraş, bu anlamda oyunculuktaki derdiniz nedir? Benim için oyunculuk hikaye anlatmak, cümlelerin sözcüsü olmak demek. Kendini başka bir şekilde var edebilme cesaretini içimde arama süreci demek... Hele ki her şeyin bu kadar net konuşulup ama net konuşturulmadığı bir dönemde oyunculukla bazı hikayeleri anlatmak, bazı cümlelerin sözcüsü olmak benim için çok değerli. -Bu sezon "O Hayat Benim" dizisinde görüyoruz sizi. Başka projeleriniz var mı, ya da hayalleriniz? İki sezondur dizi yapamıyordum, tiyatro oyunları vardı. Turneler ve zaman uyuşmazlıkları yüzünde televizyondan uzak kalmıştım. "O Hayat Benim"in yönetmeni Hülya Bilban'la daha önceden çalışmıştık, dizideki oyuncuların bir çoğuyla da daha önceden tanışıyoruz. Şu anki "vahşi rating" sisteminde devam eden bir işte yer almak çok cazip geldi, rolüm de çok hoşuma gitti. Bu arada okuduğum bir tekst var, provalarına dahi başlanmadığı için söylemeyi doğru bulmuyorum ama Ocak- Şubat gibi yeni oyun yolda. Ben her sezon tiyatro oynamazsam kendimi çok eksik hissediyorum, o yüzden her koşulda tiyatro yapmak için çabalıyorum. -Yazmak çizmek yönetmek var mı kafanızda? Oynamaya doymadığım için diğer alanlarla aktif olarak ilgilenmiyorum ama bir tiyatro rejisi yapma fikri uyuzumu çok kaşıyor. Ancak daha vakit olduğunu düşünüyorum, şimdilik seyirciyle iletişimim oyunculuğun izin verdiği kadar. -Malum memleketin hali ortada. Artık kimse konuşmuyor, konuşamıyor. Sanat da bundan nasibini çoktan aldı. Sansür ve baskıyla daha ne kadar yaşayabiliriz? Artık öyle bir noktaya geldik ki, her şeyimiz politize edildi. Böyle bir sistemde oyunculuk mesleğini icra etmek tek başına politik bir eylem. Oyunculuk zaten kendi içinde politik. Tarihin bir çok döneminde en büyük sanat eserleri büyük savaşlar sonrası, baskıcı rejimlerin olduğu süreçlerde çıkmıştır. Örneğin 1. ve 2. Dünya Savaşları'nı ve sonuçlarını bilmeden, bunun topluma etkilerini bilmeden 20. yüzyıl sanatını anlamamız mümkün değil. Aynısı bu dönem için de geçerli. Şu anda biz genç tiyatro oyuncuları, yönetmenleri, yazarları olarak gelecekte icra edecek bir sanat olması için uğraşıyoruz, çünkü yaşadığımız dönem içinde o kadar malzeme barındırıyor ki! Böyle dönemlerde Baudelaire'ci yaklaşıma, yani yaratım için kötü şeylerden, acılarımızdan beslenmemiz gerekiyor çünkü negatif şeyler her zaman yaratıcılığı tetikler. -Yandaş sanat var bir de tabii. Pek çok insan ekmeği ve vicdanı arasında bırakılıyor. Siz bu anlamda hiç korktunuz mu ya da taraf seçmek zorunda kaldınız mı? Sanat ve totaliter düzen birbirine o kadar zıt yapılar ki. Eğer sanatı totaliter düzenin içinde değerlendirecek olursak, sanat yap- bozun hiçbir yerine oturmayan, uyumsuz bir parçadır ama o uyumsuzluk kendi içinde bir mükemmellik içerir. O uyumsuz parça sayesinde yap-bozu oluşturan kişi kafasını masadan kaldırır ve yap-bozda oluşan resmi değil, gerçek resmi görmeye başlar. Böyle bir yapıyla yandaş olmak mümkün müdür? Benim açımdansa inandığım şeyler üzerinden hareket ettim. Ama buna ilkelerim diyerek romantikleştirmekten ziyade, vicdanım demeyi daha doğru buluyorum. Türkiye'de ölen işçilere, madencilere, barışçıl gençlere bir insanın canı yanmıyorsa orada ciddi bir eksik vardır. Eğer politik bir duruştan söz ediyorsak, bunu entelektüel kavramlarla açıklamaktan ziyade vicdanımla açıklayabiliyorum. -Hayatla aranız nasıl? Mücadele mi ediyorsunuz yoksa uzlaştınız mı onunla? Hayatla hiçbir zaman uzlaşma gibi bir durumum olabileceğini düşünmüyorum. Bir kere yaptığım iş normal bir düzeni kaldıramayacak noktada sürüyor. Sadece pratik olarak değil, düşünce olarak da olaylara yaklaşımınızı etkiliyor. Algılarınızı açık tuttukça bir şeylerden iyi veya kötü daha çok etkileniyorsunuz, daha büyük yaşıyorsunuz. Ama şu anki sürecim için şöyle diyebilirim hayat benle uzlaştı galiba. Ama insanın içindeki o mücadele isteği hiçbir zaman bitmiyor, bu belki de hayata kalma güdüsüyle doğru orantılı. Büyüdükçe de insan biraz daha ehlileşiyor, duyguları büyük de olsa, dışavurumları eskiye oranla daha farklı oluyor. Bireysel bir mutsuzluğa verilen tepki eskisiyle aynı olmuyor ama yine de o mutsuzlukla mücadele isteği hiçbir zaman da bitmiyor, hem de her anlamda!
bizim için,bize rağmen. Posts Ask me anything Archive escobarra-deactivated20190401 omuzumdadunya “bir şey acır içimde bu göğsüme ne kattın?” More you might like kasvetli "bu karamsarlık ve duygusallık ölümüme sebep olacaktı. bunu, on altı yaşımda hissetmiştim. sonraları yaşadıkça bu düşünceme hak verdim. zaten insan ölürse, üzüntüden ölürdü. hastalıklar hep biraz bahaneydi..." gamcicegi senin evin yansa, o ateşe ilk ben atlarım. bunu sana annen bile yapmaz oysa. opialar isteselerdi canımı bile vereceğim bir çok insanı hayatımdan çıkardım. çünkü insanların yokluklarına üzülmek, yaptıklarına üzülmekten daha kolaydır. sadandecember nereye gittigini bilmezsin ama neyden kactigini hic unutmazsin gamcicegi goktesiniryok-deactivated202011 goktesiniryok-deactivated202011 sen yarım bıraktığım sayfalar arasındasın. beni ağlatacağını bildiğim için dinlemeyi kestiğim şarkı, balkonun soğuk fayansısın. bir gece yarısı tatlı uykudan uyanıp yakılan sigara, küle döndüren bir anısın. ben ölsen unutmam seni. gamcicegi “çekilecek bir kadın değilim. takıntılarım var. çok duygusalım. hemen her şeye dağılabiliyorum. çok düşünürüm. çok ağlarım. çok susarım. çok konuşurum bazen de. kendime kızarım genelde. sürekli arıza çıkarırım. kavgaların sebebi benimdir çoğu zaman. kendime düşmanım ben, kendime.” aynalaracitir alışmış olmanın bazen hiçbir anlam ifade etmiyor oluşu çok saçma. bazı şeyler, her defasında sanki ilk kezmiş gibi. aynı his, aynı etki. belki daha fazlası, ama azı değil. gamcicegi “dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 cm yerinden oynadı. sen bana bir cm bile yaklaşmadın.” gamcicegi gecenin bir yarısı kafanın içinde onlarca silah patlıyor, nefretin aynaları kırıp ellerini kanatıyor. sen yerdeki fotoğrafa bakıp gülümsüyorsun.
içimde bir şey yırttı ne demek