Veja3637 fotos de 31468 clientes sobre huzur , sabır makam , e et . "Gezilip,görülmeli,dua etmeli,hâla şifalı olduğuna inanılan sudan" Patrimônio Histórico em Şanlıurfa, Şanlıurfa Şanlıurfa'nın merkezinde bulunan mağaraya gelen yerli ve yabancı turistler, makama hayran kaldıklarını belirterek, "Allah'ın insanlara peygamber olarak gönderdiği Hazreti Eyüp peygamberin 7 yıl bu mağarada hastalanıp çile çektiği rivayet ediliyor. Eyüp peygamber, sabrı ile bilinen büyük bir peygamberdir. Hz. Eyyüb ve Sabır Makamı: Allah, Urfa' da yaşayan Eyyüb peygamberin kendisine bağlılığını göstermek için önce mallarını ve çocuk1arını elinden aldı ve daha sonra kendisine ağır bir hastalık verdi. Hasta yattığı mağarada bütün vücudunu kurtlar kapladı. Eyyüb peygamber bütün bunlara rağmen Allah'a isyan etmedi. 7 Peygamber 7 Tema" projesi kapsamında Kasım ayı teması olarak Hz. Eyyüb (A.S.) Peygamber' in Sabrı olarak belirlenmiştir. İlçemiz sınırları içerisinde bulunan Hz. Eyyüb Sabır makamına imkânlar dâhilinde okullarımız tarafından ziyaretler yapılmış, öğrencilere Hz. Eyyüb' ün hayatı yerinde anlatılmıştır. Rıfat Çakır. 25 Mart 2013, 09:40. Daha sonra Hz. Eyyüp Peygamber ve Sabır Makamına yöneldik. Hz. Eyyüp peygamberin, M.Ö. 2100 yılında Suriye'de Şam ile Ramla arasında üst diyarı denilen ülkenin Desniye köyünde dünyaya geldiği rivayet ediliyor. Cüzzam hastalığına tutulan Eyyüp Peygamber, Rahime adlı karısı ile b8Us. Sağlığın, gençliğin ve güzelliğin ilahi sırrı bu suda mı saklı? Her aşkın bir hikayesi, her aşığın da ağır bir imtihanı vardır. Sabır da Hz Eyyüb as’e yakışır. Zenginlik de fakirlik de, varlık da yokluk da, gençlik de ihtiyarlık da, ilim de cehalet de, güzellik de çirkinlik de hepsi bir imtihandır. Belki de imtihanın ötesinde Yaradan’ın hediyesidir. O’nun nimeti külfetinden daha büyüktür diyelim. Elimde su şişesi bir an önce makama varıp o Eyyüp Peygamber’e as şifa olan sudan kana kana içmek elimdeki şişeyi doldurmak istiyorum. Arabalarımızdan indikten sonra ağaçlı bir yolda adeta koşar adımlarla gidiyorum makama. Dar ve dik merdivenlerden inerek çilesini çektiği o küçücük çilehaneye giriyorum. Aklımda onun ibretlik hikayesi ve çektikleri, çektiklerinin yanında bizlere örnek olası sabır imtihanı var. Yaşanan her olay insanın kendi sahasında oluşup, onun sınanması için bir vesiledir. Sabır ile sınanan öyle ibret olası bir hikayesi var ki Eyüp peygamberin, hepimize ders olacak. Ama o kadar kolay mı sabretmek musibetlere. Musibetler değil mi bizi olgunlaştıran, kemalata erdiren? Makamın içinde Eyyüp Peygamber as’in sırtını dayadığı bir kaya var. Elimle o kayayı okşuyorum ve o kayaya sırtımı dayayıp öylece kalıyorum. Bir Peygamber’in ayak izlerinin takipçisiyim artık. Bu kayaya yaslanmış, burada uyumuş ve bu sudan içmiş. Bunları düşünürken kendimden geçmiş bir halde ne kadar bahtlı olduğumu düşünüyorum. Ayağım bir Peygamber’in ayağının bastığı yerde dolaşıyor. Onun gözlerinin değdiği yerleri görüyorum şu an. Bir koku yayılıyor etrafa. Öyle bir koku ki tarifi gayri mümkün değil. Nereden geldiği de belli değil. Onu ve hayatı boyunca geçen bütün olayları idrak etmeye çalışıyorum. Kimdir sabrın sahipleri bilinmesi gerek. Vel Asr suresinin son ayeti anlatır sabır sahiplerini. Onlar hüsranda değildirler der. Bir kulun gelebileceği en son noktadır sabır. Bu hikâye üçlü bir sistem arasında geçen zorlu bir mücadelenin kazananları ve kaybedenlerinin ibret alınası dersidir. Allahcc, Eyüp Peygamber as ve İblis üçgeninde kazanan hep Allah taraftarları olmuştur. Burada Eyyüp Peygamber as her zorlu şarta rağmen Rabbinden vaz geçmemiş, İblisin vesveselerine rağmen bir an olsun teslimiyetinden ödün vermemiştir. Kuran-ı Kerim’de adı geçen Peygamberler’den biridir Eyüp Peygamber. Yakub as ’ın kardeşlerinin neslinden gelen bir peygamberdir. Ama ne yazık ki kendine o kadar az kişi iman etmiştir ki! Dedesi olan İshak peygamber onun için çok büyük bir duada bulunmuştu. Bilinir ki Peygamberlerin duaları asla geri çevrilmez. “Ey oğul, evladın ve malın çok olsun, sabrın daim olsun” dediği dua tutmuş Allah cc ona çok mal ve çocuk vermiştir. Tarlaları, sürüleri, mülkleri, evlatları o kadar çoğalmıştı ki, buna paralel şükrü de artmıştır. Bunu gören iblis boş durur mu? “Elbette şükredersin, kim böyle zenginliğe gark olur da şükretmez ki?” der. Bunun üzerine Hz Eyüp Peygamber as “Şükrümün sebebi malım mülküm değildir. Rabbim’e olan güvenim, bağlılığımdır.” der. O öyle bir söz söylemiştir ki, Rabbi, bunu kulunun üzerindeki tecellisini görmek ister. Onca malını, sürülerini bir anda kaybediverir. “Malın da sahibi sensin, mülkün de sahibi senin Rabbim” diyerek şükrü yine de artar. Yine gelir iblis yanına. “Ya evlatların, onlar da giderse yine şükredecek misin?” der. “Veren de o dur, alan da O’dur. Can da onun, evlat da onun. Biz sadece emanetçisiyiz. İsterse verir, isterse alır” der. Ve o da olur, evladını da alır Rabbimiz. “Canın da evladın da sahibi sensin Rabbim.” der ve yine şükründen vaz geçmez. Hırsından çatlayan İblis, “Ya sağlığın, o da giderse yine şükredecek misin” der? “Yine de şükrederim, bedenimin de sahibi de O’dur” diye cevap verir Eyyüp Peygamber as. Öyle bir hastalığa yakalanır ki sormayın. Bedeninin her yerinde yaralar açılır. Yaralarına müptela olan kurtlar dadanır bedenine. Ama o asla şükründen vaz geçmez. “Her şey senin elinde Rabbim” der. “Benim için uygun uygun gördüğün budur, verdiğin musibetlere sabrederim”. Ama öylesine içler acısıydı ki hali. Bütün bedenini yaralar kaplanmış, yaraların içinde kurtlar, üstelik de öylesine kötü kokular saçmaktadır ki her gören ondan kaçar. Halkı istemez onu ve şehirden kovarlar. Artık yanında eşi Halime Hatun’dan başka hiç kimseleri yoktur. Şehirden uzak bir yerde yaşam mücadelesi verirler. İblis yine boş durmaz. Yanına gelip “Hadi, dua et de O güvendiğin Rabbin seni iyi etsin” der. “Nasıl Rabbimden bunun için dua isterim ki. Tam altmış yıl beni sağlıklı yaşattı, şimdi yedi sene hastayım diye nankörlük mü edeyim?” diye cevap verir. İbadetlerinden vaz geçmez, bütün vaktini yine Rabbine şükrederek geçirir. Ne yiyecekleri ne de yiyecek alacak paraları kalmıştır. Halime Hatun şehre inerek boğaz tokluğuna temizlik işleri yapar. Ama artık o kapı da yüzlerine kapanmıştır. Halk, onların lanetli olduğuna inanır. Halime Hatun’a bu sebeple iş de vermez olurlar. Halime Hatun çaresiz bir halde dolaşırken yanına kılık değiştirmiş olarak İblis yaklaşır. “Sana yiyecek ekmek veririm ama karşılığında senden bir şey istiyorum.” der. “Saçlarını kesip bana vereceksin, bunun karşılığında ben de sana yiyecek vereceğim.” Çaresiz kabul eder Halime Hatun. Tek düşüncesi kocasına bir parça somun götürmektir. Saçlarını keser, İblise verir ve karşılığında bir parça somun alıp kocasının yolunu tutar. İşte İblisin isteği gerçekleşmiştir. İblis, Hz. Eyyüp Peygamber as’i karısı ile tam kalbinden vuracaktır. Bu arada Eyyüp Peygamber as secdede Rabbine şöyle yalvarır. “Rabbim! Şikâyetim yoktur, sakın isyan ediyorum sanma. Ama artık kurtlar kalbime kadar sirayet ettiler, kalbim zarar görür de seni zikredemezsem diye korkarım.” İşte tam o sırada İblis yanına yaklaşıp. “Karın gelince hemen saçlarına bak.” der. O devirde kötü bir iş yapan, iffetsiz kadınların saçları kesilirmiş. İblisin amacı, yanında bulunan, ona bakan tek kişiyi de yanından ayırarak Hz Eyyüb’ü çaresiz bırakmaktır. Artık buna da sabır gösterecek, şükredecek değil ya diye sevincinden oynar durur iblis. Çarenin yalnızca Rabbinden geleceğini bilen Eyyüp Peygamber as Rabb’ine seslenir. Sad /41 “Ve kulumuz Eyüp’ü zikret. Rabbine şöyle seslenmişti. Muhakkak ki şeytan bana dert ve azap dokundurdu.” Tam o sırada Halime Hatun sevinçle elinde bir parça somunla yanına yaklaşır. Ne olur peki? Rabbi “Tamam.” der. “İmtihanını verdin.” Sad /42 Ayağın ile yere vur. Bu serin yıkanılacak ve içilecek su. Sad/ 43 “Ve bizden ulul elbab’a sırrın sahibi zikir olarak ona ailesini ve onlarla beraber olanları bağışladık. Rabbi ona şöyle seslenir. Ayağını üç kere yere vur. Yerden bir su çıkacak, o su ile yıkan ve abdest al, sonrada o serin sudan kana kana iç. Ayağını yere üç kere vurur ve yerden öyle bir su fışkırır ki, sanki su değil şifa. Yıkandıkça yaraları iyileşir, içtikçe gençleşir, yıkandıkça güzelleşir. Rabbine olan güvenin ve sadakatin sonucudur bu. Sabır, sabır, sabır. Bir kulun geleceği en son nokta budur işte. Ama ben nedense çok sabırsızım. Makamdan ayrılıp koşarak suyun başına gidiyorum. “Şifalı su” diye bilinen sudan önce kana kana içiyorum. Elimi yüzümü bir güzel yıkarken bir yandan da duamı ediyorum. “Hz. Eyyüb’e verdiği şifadan, gençlikten ve de güzellikten de istiyorum. Kalbime ve nefsime şifa olsun.” diyorum. Ve şişemi de doldurup çantama koyuyorum. Ya sabır ya sabır. Çok da sabırsızım çok, hem de aceleci bir de meraklıyım ki sormayın. Ama merak öğrenme isteğinin belirtisiymiş diyorlar. Bu şehirde garip olan bir şey var, garip bir çekim alanı var. Neden bu topraklar kendine çekiyor insanları. Müzikleri, kültürü, Peygamberler’in yaşadığı kıssaları hepsi, hepsi o atmosferi oluşturuyor. Bu şehrin gizemi hangi sırrın sır hazinelerinden akıp geliyor ve insanların kalplerinde böylesine bir esrar oluşturuyor. Evet daha sonra Eyyüp Peygamber as’e ne olmuş dersiniz? Allah cc, ona yine mallarını geri vermiş ve bir sürüde iman eden evlatlar bahşetmiş. O zaman neden bu kadar ağır imtihanlar sorusu aklımıza geliyor. Hele ki en sevdiği, herkesten üstün tuttuğu kullarına karşı. Sebebi AŞK. Göz yaşı dökmeyen aşık var mıdır? Aşk acıdır. Aşk ağlatır. Ama aşk, maşuğunun bütün zorluklarına karşı ondan hiç vaz geçmemektir. Gitme vaktimiz yaklaşıyor, rehberimizin arabalarımıza gidiyoruz komutu ile arabalarımıza binip, Harran’ın yolunu tutuyoruz. Bu yazarın toplam 28 eseri bulunmaktadır. 1448 Son Güncelleme 1448 TAKİP ET Şanlıurfa'nın en önemli mekanlarından biri olan, Hz. Eyüp peygamberin hastalanıp çile çektiği mağara olarak bilinen makam, yerli ve yabancı turistlerin akınına uğradı. Özellikle Şanlıurfa çevre köylerinden gelen vatandaşlar, Hazreti Eyüp peygamberin çile çektiği mağarayı ziyaret edip namaz kıldı. Daha sonra şifalı olarak bilinen sudan içen vatandaşlar dua ederek, Allah’tan Hazreti Eyüp peygamberin sabrından diledi. Şanlıurfa'nın merkezinde bulunan mağaraya gelen yerli ve yabancı turistler, makama hayran kaldıklarını belirterek, "Allah'ın insanlara peygamber olarak gönderdiği Hazreti Eyüp peygamberin 7 yıl bu mağarada hastalanıp çile çektiği rivayet ediliyor. Eyüp peygamber, sabrı ile bilinen büyük bir peygamberdir. Onun sabrını Allah’tan dilemek için makamına gelip duada bulunuyoruz. İki rekat şükür namazımızı eda ediyoruz. Daha sonra şifalı olarak bilinen sudan içerek duamızı sonlandırıyoruz. Yüce Allah, tüm İslam alemine böylesine sabırlı bir peygamberin sabrından ihsan eylesin. Buradan tüm Şanlıurfalı ilgili makamlara da sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz, bu makamı böylesine güzel hale getirdikleri için" dedi. Anadolu Ajansı ve İHA tarafından yayınlanan yurt haberleri editörlerinin hiçbir müdahalesi olmadan, sözkonusu ajansların yayınladığı şekliyle mynet sayfalarında yer almaktadır. Yazım hatası, hatalı bilgi ve örtülü reklam yer alan haberlerin hukuki muhatabı, haberi servis eden ajanslardır. Haberle ilgili şikayetleriniz için bize ulaşabilirsiniz Hz. Eyyûb Kuran’da adı geçen ve Allah’ın kendilerine ilim ve hikmet verdiği bildirilen peygamberlerdendir. Yüce Kitabımız’da Hz. Eyyûb başına gelen dert ile buna gösterdiği sabır ve sonunda ulaştığı mükâfattan bahsedilmekte, onun yaşadığı uzun ve acı olaylara kısaca bir hatırlatma yapılmaktadır. Hz. Eyyûb, önceleri sahip olduğu zenginlik ve bahtiyarlığın sonrasında imtihan ve sıkıntılara uğramış, varını yoğunu ve bütün çocuklarını kaybetmiş, tüm bunlara ve çektiği ağır hastalığa karşılık gösterdiği sabır nedeniyle Allah tarafından Sâd suresinde; “Ey Muhammed! Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu’ diye seslenmişti. Biz de ona, Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su’ dedik. Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik. Şöyle dedik Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.’ Gerçekten biz Eyyûb’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.” Sâd, 38/41-44 buyrulmak suretiyle, Hz. Eyyûb’un ilahî yardıma mazhar oluşu ayette ifade edildiği üzere Hz. Eyyûb yakalandığı ağır hastalıktan kurtulmak için Allah’ın merhametine sığınarak O’ndan şifa dilemiştir. Yüce Allah duasını kabul etmiş; ayağını yere vurmasını, çıkacak su ile yıkandığında iyileşeceğini bildirerek ona sağlığını, kaybettiği mal ve mülkünü fazlasıyla vermiştir. Eyyûb başına gelen bütün musibetlere rağmen şikâyet etmeyen sabır timsali olarak bilinen bir peygamberdir. Sabır, zorluklarla, sıkıntılarla mücadele edebilme yeteneğidir. Metaneti korumalıyızİnanmış bir insan “neden”, “niçin” oldu, “niye benim başıma geldi” diyerek isyan ve huzursuzluğa düşmek yerine, Allah’a iman etmenin ve sabırla O’nun desteğine, yardımına sığınmanın gönül huzurunu yaşar. Yaşadığımız her olayda, karşılaştığımız her musibette mutlaka bir hikmet vardır. Bizi üzen, sıkan, rahatsız eden bir durumla karşılaştığımızda hemen soğukkanlılığımızı yitirip, yılgınlık ve telaşa kapılmak yerine, bu olayın hakkımızda bizim bilemediğimiz hayırlar taşıyabileceğini düşünmeli, sabır ve metanetimizi feveran ve isyan ettiğimiz bir hadise, zaman içinde şükredeceğimiz bir sonuca dönüşebilir. Nitekim ayette “...Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara, 2/216 buyrularak, bu hakikate dikkatimiz bir imtihandırŞunu bilmeliyiz ki, Rabbimizin kahır gibi görünen tecellilerinde lütuf, şer/kötülük gibi görünen tecellilerinde de nur gizli olabilir. Sabır timsali Hz. Eyyûb başta olmak üzere bütün peygamberler, yaşadıkları sürece çok çetin imtihanlardan geçirilmiş, sabrederek sonunda hem dünyada hem de ahirette kazançlı çıkmışlardır. Eğer Rabbimizin rızasını kazanan, sevdiği bir kul olmak istiyorsak, iman edip salih ameller işlemenin yanı sıra, ahlakî olgunluk sahibi olmaya çalışmalı, özellikle de takva elbisemizi mutlaka sabır ziynetiyle hepimiz için farklı biçimde tezahür eden bir imtihandır. Bu imtihanı kazanabilenler ancak iman ve sabır sahibi olabilenlerdir. Yüce Mevlamız; “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” Bakara, 2/155 buyurmaktadır. Sabırlı kullara Kuran’ın duyurduğu en büyük müjde; “Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.” Bakara, 2/153; Enfâl, 8/46; “...Allah sabredenleri sever.” Âl-i İmran, 3/146; “...Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.” Zümer, 39/10 ayetleriyle ifade bir insan için, Rabbinin daima kendisiyle beraber olduğunu hissetmesi, Allah’ın sevgisine mazhar olduğunu bilmesi ve hesapsız mükâfat ile müjdelenmiş olması ne büyük mutluluktur. Sabır, musibetin ilk isabet ettiği anda gösterilen metanettir. Nitekim çocuğunun kabri başında ağlayan bir kadına, tavrı sebebiyle yaptıkları bir uyarıda Hz. Peygamber; “Sabır, musibetle karşılaştığın ilk anda tahammül edebilmektir.” Buhârî, “Cenâiz”, 32 buyurmuştur. Gönülden dua edelimHastalığı süresince yüce Resul’ün “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” Enbiya, 21/83 virdi ile Rabbine yalvarıp, dua ettiğine işaret edilmektedir. Anlaşılıyor ki, dua ve Allah’ı hatırlamak da zikir, güçlüklerle mücadele ve zorlukları yenmede bizim için en önemli moral ve manevi güç hastalık, rızık sıkıntısı ve daha ne tür bir imtihan yaşıyor olursak olalım, Allah’ın ismini anarak ve O’na gönülden dua edip yalvararak, derdimize derman, hastalığımıza şifa bulacağımıza dair ümidimizi ve moralimizi kuvvetli olarak şunu söylemeliyiz ki, halkımız tarafından adeta sabır, Hz. Eyyûb ile özdeş görülmektedir. Böylelikle Kuran-ı Kerim’de onun yaşadıkları üzerinden, buna benzer olayları yaşayan olanlara sabır ve dua ile selamete erişebileceğinin somut örneği verilmiştir Kuran’dan Öğütler, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarıBüyük Selimiye Camiiİstanbul Üsküdar’da bulunan Büyük Selimiye Camii, Selimiye Kışlası’nın bitişiğindedir. Sultan 3. Selim tarafından yaptırılan caminin inşaatına 1801’de başlanmış, 1805’te tamamlanmıştır. Sultan 3. Selim, kısa bir müddet sonra kazan kaldıran yeniçeriler tarafından Nureddin Efendi’nin baş mimar olduğu dönemde kesme taştan yapılan caminin mimarının kim olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Caminin beş pencere dizisine sahip 14 metre 60 santim çapındaki kubbesi, dört küçük kubbeyle desteklenmiştir. Mihrabı ve minberi somaki mermerden yapılan caminin mermer ve tahta işçiliği de birer ustalık imalathanesiBüyük Selimiye Camii, geniş bir dikdörtgen avlunun içindedir. Avlunun dört ayrı yönünde birer giriş bulunmaktadır. Esas giriş batıda olup, buraya on basamaklı bir merdivenden çıkılmaktadır. Ana mekanın üzerini örten kubbe tuğlayla örülmüştür ve üzeri kurşun kaplıdır. Caminin batı cephesinde iki katlı hünkâr dairesi vardır. Mermer sütunlar üzerine oturan bu dairenin sağdaki kısmı padişahın namaz kılması, soldaki ise dinlenmesi ve ziyaretçilerin kabulü için ayrılmıştır. Süsleme bakımından oldukça zengin olan Büyük Selimiye Camii’nin kubbesi kalem işleriyle, kubbe göbeği ise ayetlerle Selimiye Camii’yle beraber ayrıca mektep, muvakkithane, çeşme ve bir de sebil inşa edilmiştir. Deniz tarafında ise Selimiye Kışlası bulunmaktadır. Ayrıca Selimiye adıyla anılan kadife ve kumaş imalathaneleriyle bir de hamam barok stilinde olup kare planlıdır ve tek kubbeyle örtülmüştür. Üç ulu çınarın gölgesinde güzel bir bahçe içinde yer alan Büyük Selimiye Camii bol pencereli olup, kemerler üzerinde yükselen bir kubbeye ve köşelerde zarif ağırlık kulelerine sahiptir. Yapının içi, dışarısı kadar göz alıcı değilse bile çok sayıda pencereleriyle bol ışıklı ve ferahtır. Kubbeyi tutan kemerler, aynı Stilde konsollarla kuvvetlendirilmiştir. Büyük Selimiye Camii’nin yanında mektep ile hünkâr dairesi yer caminin minaresi kalın görüldüğünden inceltilmiş, 1822 yılındaki bir fırtınada harap olunca da tamir edilmiştir. Cumhuriyet dönemine gelince, 1950’li yıllarda cami ve müştemilatı esaslı bir tamirden geçirilmiştir. Bu arada kumaş dokuma imalathanesinden günümüze bir iz Peygamber’in eşsiz cömertliğiAshabının anlatımıyla sevgili Peygamberimiz, esen rüzgârdan daha cömert idi. Kendisinden bir şey istendiği zaman, o şey elinde mevcut ise onu mutlaka verir, asla “yok” demezdi. Kısacası o, insanların en cömerdi idi. Yediğini, giydiğini, bildiğini paylaşır, iyiliğini esirgemez, asla bencillik yapmazdı. Mesela, bir hanım sahabi, bir gün kendi elleriyle ördüğü bir giysiyi getirip Hz. Peygamber’e vermiş ve “Bunu, giyesin diye ördüm” Efendimiz hediyeyi kabul etmiş ve onu giyinip ashabının yanına gitmişti. Allah Resulü’nün üzerindeki hırkayı gören bir sahabi, “Ne kadar da güzelmiş! Bunu bana verseniz” demişti. İnsanların en cömerdi olan Resul-i Ekrem, “Peki” deyip orada biraz oturduktan sonra evine dönmüş ve o giysiyi katlayarak, isteyen sahabiye göndermişti İbn Mace, Libas, 1. Bir başka sefer onun cömertliği, hayatı dünya malından ibaret gören bir Yahudiyi hayrete düşürmüş, Yahudi, onun yaptığı cömertlikleri şaşkınlıkla terennüm etmekten kendini ayet Ayetü’l-kürsi“Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür” Bakara, 2/255.Bir hadis“Kuran’ın en faziletli ayeti Bakara suresindeki Ayetü’l-Kürsi’dir. Bu ayet bir evde okunduğu zaman şeytan oradan uzaklaşır” Tirmizî, “Fedâilü’l-Kuran”, 2. Sevgili Peygamberimiz özellikle farz namazların arkasından, akşam, sabah ve yatağa yatınca bu ayetin okunmasını tavsiye etmiştir. Birçok peygamberden iz taşıyan Şanlıurfa, adeta maneviyat iksiri dağıtıyor ziyaretçilerine. O güzide atmosferi daha yakından hissetmek adına Viranşehir’e doğru ilerlerken, sabır makamını görmek arzusuyla çarpıyor yüreğimiz. Adını peygamberden alan Eyüp Nebi Beldesi’ne ulaştığımızda heyecan doruğa zirveye çıktığı bir yüreğin, bir sevdanın, bir peygamberin izine rastlamak için düştük yollara… Bir ucu tevekkülün zirvesindeki peygamber Hz. İbrahim, diğer ucu sabrıyla taşı çatlatan Hz. Eyüp’e kadar birçok peygamberden iz taşıyan Şanlıurfa, adeta maneviyat iksiri dağıtıyor ziyaretçilerine… O güzide atmosferi daha yakından hissetmek adına Viranşehir’e doğru ilerlerken, sabır makamını görmek arzusuyla çarpıyor yüreğimiz. Adını peygamberden alan Eyüp Nebi Beldesi’ne ulaştığımızda heyecan doruğa Anadolu kasabalarına benzeyen beldede, sabır makamına gelindiğinde yeşilliğin zümrüt saltanatı göz dolduruyor. Yaz aylarında, özellikle mayısın ilk haftası düzenlenen sabır konulu etkinliklere akın akın gelen ziyaretçiler türbelerin ihtişamlı görüntüleri karşısında adeta sabırla motive oluyorlar. Eskiden kara yoluyla hacca giden hacı adayları da Eyüp Nebi türbesini mutlaka ziyaret çatlatan sabırRivayetlere göre Hz. Eyüp’ün imtihan olduğu hastalıktan kurtulmasına sebep olan şifalı suyun yanına geliyoruz. Çevredeki insanlar dertlerine derman olsun diye avuç avuç içip yüzlerini yıkıyorlar. Az ileride etrafı çevrilmiş irice bir kaya göze çarpıyor. Sabır Peygamberi’nin hastalıkla mücadele ederken bu kayaya yaslandığı söyleniyor. Rabbi’ne tevekkülle bağlı Hz. Eyüp’ün çektiği acılardan kayanın parçalandığına inanılıyor. Kalplerin göklerine sabır kandili yakan Peygamber’in metaneti karşısında ziyaretçilerin bir kısmı taşı kırıp götürmeye kalkışınca, görevliler koruma altına alıp etrafını çevirmişler. İnsanoğlu enteresan bir varlık; sabrı bizzat yaşamış peygamberden ibret almak yerine yaslandığı taştan medet umuyor. Günümüzde bırakın büyük bir derdi, bir baş ağrısıyla bile hırçınlaşan kimseler isyan bayrağını çekmeye hazır. Böyleleri nefeslerini dünya eksenli bir medet uğruna düşünmeden tüketirken bazıları da tevekkül bayrağına sarılarak sabrın zirvelerine doğru süzülüyorlar. Çile Mağarası içinden resim Sabırla imtihanEyüp mal ve evlat bakımından son derece zengindi. Allah onu büyük bir imtihana tabi tuttu. Evlatları birer birer öldü, mallarının tamamı elinden çıktı; ama o, en ufak bir şikâyette dahi bulunmuyordu. Ardından büyük bir hastalıkla iki büklüm olan Eyüp Peygamber, her şeye rağmen kulluğunu aksatmıyor, Rabbi’ni zikretmeye ara vermiyordu. Ancak hastalığı öyle bir hâl aldı ki, dilini ve kalbini kıpırdatamaz oldu. O vakit ellerini Yaratanı’na açtı “Allahım, hastalığım bana zarar vermeye başladı. Kalbimle ve dilimle kulluk yapamaz oldum. Oysa ben ibadetsiz yaşayamam Allahım! Halimi senin merhametine bırakıyorum.”Rabbimiz’in bu duaya icabeti yüce kitabımızda şöyle haber veriliyor “Eyüp’ü de hatırla. Hani o Rabbi’ne, Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyaz etmişti. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.” Enbiya, 83-84Peygamberinin duasını karşılıksız bırakmayan Rabimiz ona, ayağını yere vurmasını, oradan çıkacak suyu içmesini ve sonra yıkanmasını söyledi. Rabbi’nin emirlerini harfiyen yerine getiren Eyüp Peygamber böylece sağlığına kavuştu. Yüce Rabbimiz, eski zenginliğinden ve ölen evlatlarından daha fazlasını verdi ona. Sabır imtihanında kendisinden sonraki peygamberlerin ümmetlerine bile örnek olan Eyüp Peygamber hastalığı boyunca kendini yalnız bırakmayan eşiyle birlikte uzun yıllar adeta bağrına basan Hz. Eyüp ve eşi Rahime Hatun’un türbelerini Irak seferinden dönen 4. Murat, konakladığı bu beldede Hz. Eyüp’ü rüyasında görmesi üzerine yaptırmıştır. Peygamberler şehri Şanlıurfa’ya yolu düşenlere ve sabırda enginleşmek isteyenlere Eyüp Nebi türbesini ziyaret etmelerini, şifalı sudan kana kana içmelerini tavsiye ederiz. Altın çekirgeler Bir gün Hz. Eyüp yıkanırken üzerine nereden geldiği belli olmayan çekirgeler düşmeye başladı. Sabır peygamberi onları aceleyle toplamaya çalışınca Allah Teala “Ya Eyüp ben seni eski sağlığına ve zenginliğine kavuşturmadım mı? Bunlara ne ihtiyacın var ki” buyurdu. Hz. Eyüp şöyle cevap verdi “Ya Rabbi! Evet, bana eskisinden daha büyük bir zenginlik verdin. Ancak bu senin hazinelerine ilgisiz kalmamı gerektirmez. Çünkü veren sensin. Senin verdiğin bir şeyi ben nasıl reddederim!” İlgili Aramalar eyup peygamber sabır mağarası , eyup peygamber magarası , eyup peygamber sabrı , eyup peygamber 7 yıl mağarada , şanlıurfada nerelerı gezmeli EYYÛB ALEYHİSSELÂM Belâlara sabrı ile meşhurdurEyyûb aleyhisselâmın çok mal ve serveti ile oğlu vardı. Sürü sürü hayvanları, bağları ve bahçeleri bulunuyordu. Şam civarında Beseniyye mevkiindeki çiftliklerinde binlerce insan çalışırdı. Fakat servetinin çokluğu onu Allah yolundan alıkoymadı. Eyyûb aleyhisselâm Şam civarında yaşayan insanlara peygamber olarak gönderildi. Onları Allahü teâlâya îmân ve ibadet etmeye çağırdı. Bu uğurda pek çok zahmet çekti. Sonra malı, evladı ve bedeni ile imtihan edildi. Eyyûb aleyhisselâm çok büyük sıkıntılara göğüs gerdi. Sabrı, kullukta kusur etmeyip şikâyette bulunmayışı ve başka güzel vasıfları ile ibadet ehline ve akıl sahiplerine örnek oldu. Allahü teâlâ hazret-i Eyyûb'u imtihan etmeyi murâd etti. Onun malarını çeşitli vesilelerle elinden aldı. Koyunları sel, ekinleri ise rüzgar ile telef oldu. Şeytan çoban suretinde ağlayarak Eyyûb aleyhisselâmın yanına geldi. O sırada insanlara vaaz nasihatte bulunan Eyyûb aleyhisselâma mallarının ve servetinin telef olduğunu söyledi. Hazret-i Eyyûb bu haber kerşısında hiç şikayette bulunmayarak Allahü teâlâya hamd ve şükürde bulundu ve "Üzülme! O malı mülkü bana Rabbim vermişti. Şimdi de aldı. Çünkü sahibi O'dur. " dedi. Bu sözleri ve hareketi karşısında şeytan perişan olup, geri gitti. Sonra Allahü teâlâ Eyyûb aleyhisselâmın, hocaları ile ders okuyan çocuklarının da zelzeleyle ruhlarını aldı. Bu defa hoca şekline giren şeytan feryâd ve figân ederek Eyyûb aleyhisselâmın yanına geldi.."Ey Eyyûb! Allahü teâlâ evini zelzele ile yıktı. Çocukların öldü. Her biri parça parça oldular." dedi.. Çocuklarına olan şefkatından dolayı gözlerinden yaşlar gelen Eyyûb aleyhisselâm sabır ve tevekkül ederek, Allahü teâlâya teslimiyetini bildirdi. Şeytana da "Ey mel'ûn! Sen İblissin. Beni Rabbime isyana teşvik etmek istiyorsun. Şunu bil ki, evladım bir emanet idi. Rabbime niçin inciniyim. Rabbime hamd ederim." buyurdu. Bundan sonra Allahü teâlâ Eyyûb aleyhisselâmın vücuduna hastalık verdi. Hazret-i Eyyûb'un hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi. Akrabaları, komşuları ve başkaları yanına uğramaz oldu. Yalnız hanımı Rahîme Hatûn onu terk etmedi. Ona hizmetine devam edip, ihtiyaç için neyi varsa sarf etti. Hazret-i Eyyûb bu halinde de şikâyet ve feryâdda bulunmayıp, hamd etti ve sabır gösterdi. Bu defa şeytan Eyyûb aleyhisselâmın bulunduğu şehir halkına vesvese vererek; "Onun hastalığı size geçer, onu şehrinizden çıkarın." dedi. Şehir halkı Eyyûb aleyhisselâmı ve hanımı Rahîme'yi şehirden dışarı çıkardılar. Rahîme Hâtun şehrin dışında bir yerde hazret-i Eyyûb'a hizmete devam etti. Hazret-i Eyyûb, yedi yıl dert ve bela içinde kaldı. Hâlinden hiç şikâyet etmedi. Şeytan, bu defa insan suretinde Rahîme Hâtunun karşısına çıkıp onu Eyyûb aleyhisselâmın hizmetinden alıkoymaya çalıştı. Ona; "Kendine yazık ediyorsun. Hastalığı sana geçer." dedi. Rahîme Hâtun ise, şeytana; "Onun üzerimdeki hakkı çoktur, ödeyemem. Nîmet ve rahat vaktinde onunla yaşadım. Bu hastalık hâlinde onu bırakamam." dedi. Dönüşte, onları hazret-i Eyyûb'a anlattı. Eyyûb aleyhisselâm da onun iblîs yani şeytan olduğunu ve onun vesvesesinden sakınmasını söyledi. Şeytan daha sonra da Rahîme Hâtunun karşısına çıkarak, vesvese vermeye çalıştıysa da aldırış etmedi. Hazret-i Eyyûb'un hastalığı gittikçe şiddetlendi. Onun bu hâli beden, kalp ve lisanıyla yaptığı kulluk ve peygamberlik vazifelerini iyice zorlaştırdı. O zaman Allahü teâlâya duâ ve niyazda bulundu "Bana gerçekten hastalık isabet etti. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin." dedi. Allahü teâlâ onun duâ ve niyâzını kabûl etti. Birgün Eyyûb aleyhisselâmın hanımı Rahîme Hâtun yiyecek aramaya çıkmıştı. İkindi vakti Allahü teâlânın lütuf ve müjdesi ulaştı. Cebrâil aleyhisselâm gelerek Allahü teâlâdan; Ey Eyyûb! Belâ verdim sabrettin. Şimdi ben sıhhat ve nîmet vereceğim." haberini getirdi. Allahü teâlâ; "Ey Eyyûb! Ayağını yere vur. Çıkan sudan gusleyle ve soğuğundan iç. "Sâd sûresi 42 buyurdu. Bu emr-i ilâhî üzerine Eyyûb aleyhisselâm ayağını yere vurdu. Biri sıcak, biri soğuk, iki pınar fışkırdı. Sıcak sudan gusl edince bedenindeki, soğuk sudan içince içindeki hastalıklardan kurtuldu ve sıhhate kavuştu. Kuvveti geri geldi. Taze bir genç oldu. Elinden alınmış olan mallarını Allahü teâlâ geri iâde etti. Çok sayıda evlâd ihsân etti veya bir rivâyette ölmüş olan oğullarını diriltti. Yüz çeviren dostları kendisine muhabbetle yöneldiler. Eyyûb aleyhisselâm güzel huylu, cömerd ve çok merhametliydi. Fakirlere, misafirlere, yetimlere çok yerdım ederdi. Bedenine, malına ve evlâdına gelen musibetlere sabredip ilahî takdire rızâ gösterirdi. Bundan dolayı insanlık tarihinde, "Eyyûb aleyhisselâmın sabrı gibi" darbımeseliyle anıldı. Allahü teâlâ onu bu güzel vasıfları sebebiyle Kur'ân-ı kerîmde şöyle mehd ü senâ buyurdu "Biz onu belâlara hakikaten sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu. Şüphe yok ki o tamamen Allah'a dönen bir zât idi. " Sâd sûresi 44 Eyyûb aleyhisselâmla ilgili olarak Kur'ân-ı kerîmin En'âm, Nısâ, Sâd ve Enbiyâ sûrelerinde bilgi hastalık çektiği mağara ve kutsal suyu ile yıkanarak şifa bulduğu kuyu; günümüzde Urfa’nın Eyyüb Peygamber semtinde, ziyarete açıktır. Eyüp Peygamber Makamı'na girdiğinizde karşınıza cami çıkar sol tarafta sabır makamı denilen mağara, onun hemen aşağısındada su kuyusu vardır...

eyüp peygamber sabır makamı hikayesi